92406 kayıt bulundu.
1. isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , Ses süresi uzun olan ünlü, uzun sesli, uzun vokal: Âlem, âdet gibi
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Uzatarak, derinleştirerek, genişleterek, ayrıntılarıyla
1. Burada da her bahsin sonunda yazdığı gibi uzun uzadıya incelemelerde bulunuyor.
1. Burada da her bahsin sonunda yazdığı gibi uzun uzadıya incelemelerde bulunuyor.
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Uzun süre, uzun olarak, uzunca
1. Ama doğrusu Hugo'yu artık uzun uzun okuyamıyoruz, onun şiiri, şiir anlayışı bizden çok uzaklaştı.
1. Ama doğrusu Hugo'yu artık uzun uzun okuyamıyoruz, onun şiiri, şiir anlayışı bizden çok uzaklaştı.
2. Uzatarak
3. Uzun bir biçimde
1. Her iki eserde de bu suallerin cevapları hakkında uzun uzun tafsilat verilmektedir.
1. Her iki eserde de bu suallerin cevapları hakkında uzun uzun tafsilat verilmektedir.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Süresi uzun olan
1. Kısa ve uzun vadeli hiçbir ödünç alma imkânı yoktu.
1. Kısa ve uzun vadeli hiçbir ödünç alma imkânı yoktu.
1. isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , isim , isim , dil bilgisi , dil bilgisi , Uzun ünlü
1. isim , isim , isim , isim , Uzun mesafeli yollarda ağır vasıta kullanan sürücü, uzun yol şoförü
1. isim , isim , isim , isim , Üzüntü
1. Çocukların oyun gürültülerinde bile insanı burkan bir üzünç gizlidir.
1. Çocukların oyun gürültülerinde bile insanı burkan bir üzünç gizlidir.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Biraz uzun
1. Bıçağı sürte sürte ipin uzunca bir parçasını kesti.
1. Bıçağı sürte sürte ipin uzunca bir parçasını kesti.
2. zarf , zarf , zarf , zarf , (uzu'nca) Uzun olarak, bol zamanlı
1. Ben uzunca kalacağım için aylık olarak tutmuştum odamı.
1. Ben uzunca kalacağım için aylık olarak tutmuştum odamı.
1. isim , isim , müzik , müzik , isim , isim , müzik , müzik , Üzerine seslerin düşük devirle kaydedildiği büyük boyutlu plak
1. İlk uzunçaların hazırlıkları başladığında, her ikisi de son kartlarını oynadıklarını biliyordu.
1. İlk uzunçaların hazırlıkları başladığında, her ikisi de son kartlarını oynadıklarını biliyordu.
2. Bir sanatçının eserlerinin bir bölümünün yer aldığı kaset, albüm
Telaffuz : uzu'nçalar
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Üzüntülü
1. İçlerinden biri titrek ve üzünçlü bir sesle hicazkâr üzerinde gezinmeye başladı.
1. İçlerinden biri titrek ve üzünçlü bir sesle hicazkâr üzerinde gezinmeye başladı.
1. isim , isim , isim , isim , Erzurum iline bağlı ilçelerden biri
Özel: Evet
Telaffuz : uzu'ndere
1. isim , isim , isim , isim , Eğilmiş ve biri ötekinin arkasına tutunmuş birkaç kişinin üzerinden atlanılarak oynanan bir oyun
Telaffuz : uzu'neşek
1. isim , isim , isim , isim , Edirne iline bağlı ilçelerden biri
Özel: Evet
Telaffuz : uzu'nköprü
1. isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , Bir tür iskete kuşu
Telaffuz : uzu'nkuyruk
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Ene dik olarak, boyuna, tulani
1. Bir daha uçup gitmemeleri için de kalın iplerle bağlayıp uzunlamasına kırık tahtalar çaktılar.
1. Bir daha uçup gitmemeleri için de kalın iplerle bağlayıp uzunlamasına kırık tahtalar çaktılar.
uzunluk ölçüsü, dili uzunluk, eli uzunluk, kolu uzunluk, dalga uzunluğu, vurgu uzunluğu
1. isim , isim , isim , isim , Bir şeyin bir uçtan öbür uca kadar olan uzaklığı
2. matematik , matematik , matematik , matematik , İki nokta arasındaki yer aralığının ölçümü, tul
3. Bir yüzeyin iki temel boyutundan en büyük olanı, boy, en karşıtı
1. Üç buçuk metre uzunluğunda bir kalas bul, getir.
1. Üç buçuk metre uzunluğunda bir kalas bul, getir.
4. Yazının, sözün kapsam yönünden genişliği
1. Kitabın adı uzun fakat insanda okumak merakı uyandırdığı için bu uzunluk yakışıksız kaçmamış.
1. Kitabın adı uzun fakat insanda okumak merakı uyandırdığı için bu uzunluk yakışıksız kaçmamış.
5. Süre yönünden uzun olma durumu
1. isim , isim , matematik , matematik , isim , isim , matematik , matematik , Uzunluğu ölçmek için kullanılan metre, yarda vb. herhangi bir birim
1. isim , isim , isim , isim , Olması istenilmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği, gam(I), teessür
1. Beni sevmiyor, yeniden zihnimi kurcalamak, sinirlerimi üzüntü içinde bırakmak istiyor.
1. Beni sevmiyor, yeniden zihnimi kurcalamak, sinirlerimi üzüntü içinde bırakmak istiyor.
1. tedirginlik yaratmak, sıkıntı ve huzursuzluğa yol açmak
1. Üzüntü versin diye ara sıra uydurduğu yalanların tesiri altında kalmıştım.
1. Üzüntü versin diye ara sıra uydurduğu yalanların tesiri altında kalmıştım.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Üzüntüsü olan, acılı, müteessir
2. Üzüntü veren
1. Onu güldüren ve bizi ağlatan bu uzun ve üzüntülü oyun feleğin sabrını tüketti.
1. Onu güldüren ve bizi ağlatan bu uzun ve üzüntülü oyun feleğin sabrını tüketti.
3. zarf , zarf , zarf , zarf , Üzüntülü bir biçimde, üzüntülü olarak
1. Ara sıra saate üzüntülü bir göz atıyordu.
1. Ara sıra saate üzüntülü bir göz atıyordu.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Üzüntüsü olmayan, sıkıntısız, acısız
2. zarf , zarf , zarf , zarf , Üzüntüsüz bir biçimde, üzüntüsü olmadan